28 Aralık 2017 Perşembe

ÜÇ KEDİ BİR DİLEK




 

Sara Şahinkanat’ın yazdığı ve Ayşe İnan Alican’ın başarıyla resimlediği  Üç Kedi Bir Dilek” kitabı, üç kafadar kediciğin dostluğunu anlatır. Kediciklerimiz Piti, Pati ve Pus’tur. Pus, bir gün arkadaşlarına yıldız kayarken tutulan dileğin gerçekleşeceğini söyler. Bu bilgi Piti’yi çok heyecanlandırır. O günden sonra Piti’nin gözleri hep yıldızlara takılı kalır. Kayan bir yıldız göreceğim diye sohbetlere katılmaz, doğru dürüst uyku uyuyamaz, çatılardan düşmekten son anda kurtulur.
Arkadaşları, Piti için endişelenir ve onu bu bekleyişten vazgeçirmek için dil dökerler ama onu bir türlü vazgeçiremezler. Piti’yi vazgeçiremeyeceğini anlayan Pati ve Pus, dostları hayalini kurduğu dilekte bulunabilsin diye yoğun uğraşlar ve türlü hazırlıklar sonunda yapay bir yıldız kayması düzenlerler. Beklediği yıldız kaymasını gören şaşkın Piti sonunda dileğini diler. Acaba Piticiği uyumaktan, yemekten ve sohbetten alıkoyacak kadar önemli dileği neydi? Öğrenmek için bu sıcacık dostluk hikâyesini okumanızı tavsiye ederim.

  Aristo dostluk için, “Etraf iyice kararınca parlayan fosfor gibidir” der. Pati, Piti ve Pus bu fosforun rengârenk halleridir. Temizce, çıkarsızca, şefkatle ve hoşgörüyle severler. Üç kafadar gibi dostlarınız olsun efendim J

Not: Kitabın sonunda bulunan karton parmak kuklalar okumayı ekstra eğlenceli hale getiriyor.
Yazan: Sara Şahinkanat
Resimleyen: Ayşe İnan Alican
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı: 32
Fiyat: 16,00

*Elif Görünmek, OÇEM Sınıf Öğretmeni













18 Aralık 2017 Pazartesi

Tarık ve Beyaz Karga


Bu kitap, Sarıgaga Yayınları tarafından 26 Şubat 2012 tarihinde, SGDD (Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği) Isparta ofisinde düzenlenen hikâye atölyesi sırasında, on mülteci çocuğun katılımıyla yazıldı. Somali, Sudan, İran ve Afganistan’dan gelen ve yaşları 7 ile 8 arasında değişen çocuklar, kendilerine Kutup Yıldızı Kolektifi adını verdiler. Hikâye Sadi Güran tarafından resimlendi ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Türkiye Ofisi sponsorluğunda Sarıgaga tarafından basıldı. “


Küçücük bir balıkçı adasında kız kardeşi Layla, anne ve babasıyla yaşayan Tarık mutlu bir hayat sürerken günlerden bir gün ters giden bir şeyler olur. Güneş o gün yüzünü hiç göstermez ve kapkara bir bulut adayı kaplar. Ne yaptılarsa bir türlü bulutu yerinden oynatamayan Tarık ve ailesi bu iş böyle gitmez diyerek başka bir adaya taşınmaya karar verirler. Ama önce taşınacakları bir ada bulmaları gerek. Tarık ve babası, annesiyle kardeşini geride bırakarak tekneyle yeni bir ada bulmak için denize açılırlar. Sonrasında bakalım neler yaşayacaklar?

Kitapta gökyüzünü kaplayan ve insanların normal süregiden hayatlarını kesintiye uğratan ve yaşadıkları yeri terk etmelerine sebep olan kara bulut metafor olarak kullanılmıştır. Tarık ve babasının tekneyle yoluculuğu, yolculuk boyunca yaşadıkları, Tarık’ın çok sevdiği flütünü denize düşürmesi, annesi ve kardeşinin geride kalması, gittikleri yeni adada insanların asık suratlı, mutsuz olması, Tarık’ın hiç arkadaşının olmaması mülteciliği konu alan ve savaş yüzünden ülkelerini terk eden insanların hikâyelerini anımsatır.

Tarık yolculuğu sırasında tanıştığı Beyaz Karga ile arkadaş olur. Tek arkadaşı Beyaz Karga’dır. Beyaz Karga’nın da tek arkadaşı Tarık’dır. Siyah Kargalar kendilerine benzemediği için onu aralarına almazlar. Beyaz Karga’nın farklılığından dolayı ötekileştirilmesi mülteci bir çocuğun göç ettiği yerde ötekileştirilmesine benzer.

Çok sevdiği flütünü denize düşüren Tarık için babası yeni bir flüt yapar. Yeni flütünü çalmaya başladığı an, ada halkı Tarık’ın etrafına toplanır ve yüzleri gülmeye başlar. Tarık o zaman adada eksik olan şeyin müzik olduğunu anlar “Müzik ruhun gıdasıdır” klişesini hatırlatır bu durum. Müziğin iyileştirici, birleştirici yönü üzerinde durulur.  O günden sonra huzurlu bir hayat süren Tarık ve ailesi adalarının üstündeki kara bulutlar dağılana kadar bu adada yaşamaya başlarlar. Tıpkı ülkelerindeki savaşın son bulmasını ümit edip ülkelerine dönmeyi hayal eden mülteciler gibi. Bugün Dünya Göçmenler Günü. Bir gün kapkara bulutların gitmesi umuduyla…

Tarık ve Beyaz Karga
(Tarık and the White Crow)
Kutup Yıldızı Kolektifi
Resimleyen: Sadi Güran
SARIGAGA Yayınları

*Sevda Bahar, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi,Çocuk edebiyatı yüksek lisans.





13 Aralık 2017 Çarşamba

Ötekileştirdiklerimizden misiniz?

Benim gibileri görmek zordur. “Ruhunla göreceksin!” Öyle demişti annem. Bunu başarabilen pek az doğrusu. Zaten görseler ne olacak ki? Fark etmez. Her yerdeyiz çoğuz, hem de pek çok… Bazen saydam olduğumu düşünürüm. Bana bakarlar, bakışları içimi delip geçer. Mesela, arkamda ağaç varsa o görünür, duvar varsa o görünür. Ben görünmem ama. Çünkü ben onlara göre yokum, yokmuşum yani. Su gibiyim. Hayır hayır, aslında ben bir hayaletim!”





Hayatta herkes bir şekilde ötekidir. Ama Mila, öteki olmaktan çok kendini bir hayalet olarak görmektedir. Hayaletlerin varlığına inanırız ama bize gözükmesin, bizden uzak olsunlar isteriz. Mila gibi otizmli bireylerin de bir yerler de var olduğunu biliriz. Ama bir hayalet gibi onları da görmezden geliriz.
İlk kitabı Kuş Olsam Evime Uçsam’la mülteci bir çocuğun hikâyesine dokunan Güzin Öztürk, Ben Bir Hayaletim kitabı ile “hayalet olduğunu düşünenlere, hayaletleri fark edenlere” sesleniyor.  Anne-babası ayrı olan ve annesiyle yaşayan Mila’nın tek isteği ona da diğer insanlar gibi davranılmasıdır. Annesi bile otizmli olduğunu kimseye söylemezken Mila’nın bu isteğinin gerçekleşmesi biraz zaman alır.

“Neden konuşamıyordum? Annem, nedenini soranlara, babamın da geç konuştuğunu söyler dururdu. Ona çekmişim, öyle diyordu. “Bir gün bu kız hepimizi şaşırtacak! Biriktiriyor, hepsini birden dökecek içindekilerin.”

Mila’nın durumu bir sakatlık ya da eksiklik gibi gösterilmeden ve bol acıklı sahnelerle bezenmeden verilmiştir. Mila, diğer bireylerden farklıdır. Ama bu farklılık eksiklik anlamında bir farklılık değildir.

“Ama ben otizmliydim ve bunu değiştiremiyordum… Derslerde bacaklarımı sallamadan duramaz, arada ayağa kalkıp yürüme ihtiyacı hissederdim. Sınıfın penceresinin önünden geçen kuş her zaman daha çok dikkatimi çekerdi. Saniyede kaç kez kanat çırpabileceğini hesaplar ama dersleri dinleyemezdim.
Tahtadaki sayılar uçuşmaya başlayıp birbirine girdiklerinde, anlaşılmaz olduklarında ben silgimin üzerine resimler çizmeyi seviyordum.”

Okuldan, iş hayatına kadar toplu yaşam alanlarında herkes belirli kalıplar içinde kategorize edilir. Normal insan olarak biz, belirlenen kalıpların dışına çıkmamalıyız. Çıktığımız an uyumsuz, anormal ve öteki olmaya mahkûmuzdur.

Kızınız çok yaramaz, oturmuyor, dinlemiyor. Kızınız çok uyumsuz, sınıfta yürüyor, sürekli resim çizmek istiyor…Kızınız çok yaramaz, hiç laftan anlamıyor, saygısız. Ben kızınca ya sürekli bağırıyor ya da sallanıyor.”

Otizmli bireyler kendilerine, eşyalarına dokunulmasından hoşlanmazlar. İki yıl önce özel eğitim sınıfında öğretmenlik yapan bir arkadaşı ziyarete gitmiştik. Arkadaşımızın ilgilendiği çocukla diyalog kurmaya çalışıyor, birlikte bir şeyler yapmak için uğraşıyorduk. Çocuk, önündeki kâğıda resim yapmaya başladı. İşte beklediğimiz fırsat ayağımıza gelmişti. Arkadaşım Efruze, boyalardan bir tanesini alıp tam resme dâhil olacaktı ki çocuk, birden sinirlendi ve Efruze’nin üzerine yürüdü. Şimdiye kadar hiç otizmli biriyle yakınlık kurmamış olan biz o an kas katı kesildik.  Kitapta da Mila, kendisine dokunulmasını istemediğini şöyle anlatır:

“Canım sıkılıyordu, bana dokunmasınlar istiyordum. Ellerimi kurtarmak için çırpınıyor, bundan hoşlanmıyordum!”

Hayatta herkes bir şekilde ötekidir. Kitapta da sadece Mila, otizm olduğu için ötekileştirilmez. Tek başına yaşayan ve kimseyle konuşmayan huysuz bir ihtiyar olarak bilinen Nesibe Kargalı’da apartman sakinleri tarafından ötekileştirilmiştir. Kimse hayalet değildir ve herkes kendi içinde biriciktir. Mila’da hayalet olmadığını yıllar sonra Güzel Sanatlar Fakültesinde asistan olarak gösterir. Mila ve öteki olarak gördüklerimizin hikâyelerine değinen nice çocuk kitaplarına.

Yıldızlı Pekiyi: Otizmin bir engel olarak değil, farklılık olarak anlatılması. Otizmli bireyin iç dünyasına da yer vermesi.

Ben Bir Hayaletim
Güzin Öztürk
Tudem Yayın Grubu
112 sayfa, 16 TL



*Sevda Bahar, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Çocuk edebiyatı yüksek lisans


21 Kasım 2017 Salı

SELAM OLSUN İSVEÇ ÇOCUK EDEBİYATINA:)


 "İyi edebiyat çocuğa dünyada bir yer ve dünyaya da çocukta bir yer kazandırır.” Astrid Lindgren


OÇA blog bu hafta çok uzaklardan İsveç edebiyatından sesleniyor.  20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleşen “Çocuk Hakları, Eğitim ve Çocuk Kitapları” etkinliğinde ele alınan “İsveç Çocuk Edebiyatı ve Çocuk Hakları”(Suzi Erşahin) konusundan ilhamla biz de İsveç çocuk edebiyatının en sevimli ve en eğlenceli serisine şöyle bir bakalım dedik. Sven Nordqvist’in yazdığı Dinozor Çocuk’un yayımladığı Türkçe’ye henüz dört kitabı çevrilen serinin kitapları şu şekilde:

KÜÇÜK FİNDUS KAYBOLUNCA
Serinin kahramanları Yaşlı Pettson ve Küçük Findus’un maceralarına geçmeden önce nasıl tanıştıklarına bu kitapla tanık oluyoruz.
“Yaşlı Pettson tavuklarıyla birlikte köyün birinde küçük bir evde yaşarmış. Kendisini çok yalnız hissedermiş. Bir gün komşusu Beda Andersson elinde karton bir kutuyla çıkagelmiş. Kutunun üstünde büyük harflerle “Findus Yeşil Bezelye” yazıyormuş. Ancak içinde yeşil bezelyeler değil küçük bir kedi varmış. Böylece Findus, Pettson’un ve daha birçoğunun arkadaşı olmuş.”

TİLKİ AVI
Pettson ve Findus, komşuları Gustavsson’un elinde tüfekle çıktığı tilki avına karşı çıkarak hayvanları öldürmeden ve onlara zarar vermeden tavukları korumanın farklı bir o kadar da eğlenceli yolunu bulurlar.   Hayvan haklarının gerçekten korunduğu bir yasa tasarısı hâlihazırda gündem konusuyken Tilki Avı kitabına şöyle bir göz gezdirmenin de zamanıdır.

DOĞUM GÜNÜ PASTASI
Pettson kedisine doğum günü pastası yapmak için kolları sıvar. Ama her zamanki gibi bir şeyler yine ters gidecektir. Ve doğum günü pastası türlü maceralardan sonra yenmeyi hak edecektir.

PETTSON ÇADIR KURUYOR
Küçük kedi Findus ve yaşlı Pettson kamp yapmaya karar verirler. Sizce her şey yolunda gidecek midir? Tabii ki hayırJ 
Küçük kedi Findus, tavan arasında bir çadır bulmuş. Yaşlı adam Pettson da çadırın kokusunu alır almaz, o eski dağcılık günlerini hatırlamış ve nehir kenarında kamp yapmanın ne kadar güzel olacağını düşünmeye başlamış. Böylece birlikte kamp yapmaya karar vermişler. Tam yola çıkacaklarken tavuklar onları rahat bırakmamış. Güç bela onlardan kurtulup nehir kenarına varmışlar varmasına ama olaylar pek de istedikleri gibi gitmemiş.”

Küçük Findus ve Yaşlı Pettson’un diğer maceralarının da Türkçe’ye çevrilmesini heyecanla isterken bu seri ile İsveç çocuk edebiyatının ne kadar özgün bir yapıda olduğu da göze çarpıyor. Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleşen etkinlik ile bu özgünlüğün sırrını da öğrenmiş olduk. İsveç’te her yıl 1.700’den fazla çocuk kitabı yayımlandığını, okuma oranları düştüğü zaman devletin yayıncılara destek verdiğini, okuma oranını artırmak için “İsveç Hikâye Bakanlığı” adı altında bir kurumun varlığını öğrendikten sonra bize İsveç çocuk edebiyatının önünde saygıyla eğilmek düşüyorJ


BONUS: Ayrıntı yayınlarının çocuk yayını Dinozor Çocuk’un internet sitesindeki %50 indirimi kaçırmadan hemen Findus ve Pettson’un maceraların edinebilirsiniz.( https://www.ayrintiyayinlari.com.tr/dizi/dinozor-cocuk/41)
ARTI BONUS: Santralistanbul’daki “Burada Çocuk Büyüyor sergisini gezebilirsiniz.

 *Sevda Bahar, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi yüksek lisans.



29 Eylül 2017 Cuma

PRENS’İN BEZELYEYLE YOLCULUĞU

                                                                           
                                                                           

Pythagoras’ın en sevdiğim cümlelerinden biri "Dünya bir masaldır.” diye başlar. Masal, köken olarak söylemek kelimesinden aynı şekilde Dünya ise söyleyen kelimesinden gelmektedir. Demem odur ki, Dünya anlatır biz dinleriz. Dünya ne okuma yazma bilir ne de onun ağzı dili vardır. Oysa en güzel masalları ondan dinleriz. İçimizde, kendimizde, dünyamızda. Prenses ve Bezelye Tanesi’de Danimarka’da yoksul bir ayakkabıcının oğlu olarak dünyaya gelen Hans Christian Andersen’in 1820’lerde kaleme aldığı şekerli şerbetli bir masaldır.
Masalda Prens Patrick bizlerle kısa soluklu macerasında, çelişkilerini, motivasyonunu ve umudunu paylaşmaktadır. Gerçek bir prenses arama heyecanıyla yollara düşen Prens, bizleri kuzeni Fred ve hizmetçisi Peg ile beraber yolculuğa çıkarmaktadır. Peg, şatonun bütün işlerini yapıp hayatının tamamını şatoda geçirmektedir. Yolculuğa çıkmadan önceyse ocakta pişirirken yaktığı pudingi düşünerek çokça üzülmektedir.

Yolculuğun ilk durağında bir cadıyı ziyaret ederler.  Bu masalda cadımız diğer cadılardan farklı olarak sevimli ve kibardır. Prenses ve Bezelye Tanesi masalını karakteristik kılan bir diğer özellik ise alışıldık cadı tiplemesinin aksine sevimli bir cadının olmasıdır. Aşinayızdır her birimiz içinde ürkütücü bir kurt, üvey bir anne, kötü mü kötü bir cadı olan masallara. Prensimiz bu yolculukta kibar, nazik ve bir o kadar da anlayışlı bir prensesin peşine düşer. Geçtikleri duraklarda prensin motivasyonu biraz daha düşmekte, tanıştığı her bir prenses onu hayal kırıklığına uğratıp umudunu azaltmaktadır. Prens Patrick bizlere arayışı, kaybolmayı ve yakınımızda zaman zaman fark edemediğimiz detayları bir kez daha anımsatır. Bu yolculuk prensimizi nereye götürür, neyi keşfettirir orası da yastığının altında her daim horoz şekeri saklayan okuyucularımıza hediyem olsun. J
Yazar: Hans Christian Andersen
Çevirmen: Hale Şebnem Kaptan
Yayınevi : Arkadaş Yayıncılık - Çocuk Kitapları Dizisi
Sayfa sayısı: 48

Yunus Emre Müslümoğulları , Felsefe Bölümü, 2. Sınıf Öğrencisi



                            
                                                                           


                            



            

15 Eylül 2017 Cuma

SAKIZ SARDUNYA


Hiç ismi Sakız Sardunya olan bir arkadaşınız oldu mu? Peki ya efsaneler, hikâyeler ve masallar ülkesi EFHIMA'ya giden bir arkadaşınız? Öyleyse bizim Sakız Sardunya'yla tanışın. 



Sakız Sardunya yeşil yapraklarının huzurlu kokusuyla bilinen bir çiçek; pencere önlerini, kapı girişlerini, salonların en güzel köşelerini süslüyor; papatyanın, yaseminin aksine ismi insanlara pek verilmiyor. Ama kitabımızda Sakız Sardunya kızıl saçlı, meraklı, kitaplara düşkün bir kız çocuğunun ismi olarak karşımıza çıkıyor. Coğrafyayı çok seviyor, matematikle başı biraz dertte. Büyüklerinden hep çocuk aklına sahip olduğunu duyuyor. Yetişkinlerin dünyasında anlayamadığı pek çok şey olsa da en çok ailesinin kendisine neden böyle bir isim koyduğunu anlayamıyor. Okul kütüphanesinde bulduğu küre, ailesinden bir süre ayrı kalarak anneannesinde kalması, ağacın tepesinde gördüğü Zeliş'le tanışması derken kendimizi güzel bir maceranın içinde buluyoruz.

"Şöyle anlatayım: Ne zaman burada bir çocuk severek kitap okusa, ne zaman bir yetişkin bir hikâye ya da masal anlatsa ve yepyeni bir fikir doğsa sekizinci kıtada bir çiçek açar, bir kuş cıvıldar. Ya da bir şelale çağlayarak akar. Burada olan her şey bizi bir yönüyle etkiler"

Sözleriyle anlatıyor Zeliş, Efhima'yı yani sekizinci kıtayı. Sakız Sardunya gözlerini kocaman açmış dinliyor. Biz de okuyor, hadi Efhima'ya yolculuğa çıksınlar diye heyecanlanıyoruz. Ee tabi yolculuk nasıl olmuş, nelerle karşılaşmış, neler öğrenmiş, ismiyle aralarındaki husumet nasıl sonuçlanmış bir koşup okumak gerekiyor. 

Sakız Sardunya sürükleyici bir kitap, bir çocuk için maceralarla dolu, çocukluktan ayrılalı çok da uzun zaman olmamış bizler için de eski günleri hatırlamak için güzel bir fırsat. İlkokulun o kaçılmaz tekerlemeleri, dalgaları, kurulan hayalleri, annelerin birbirine çok benzeyen istekleri, konuşmaları derken dalıp gitmemek elde değil. Maceralar kısmı ise ince dokunmuş, güç verici mesajlar içeriyor; “Vazgeçme hadi yapabilirsin, düştün ama tekrar deneyebilirsin, korkmazsan üstesinden gelirsin.” diyor. 

Sakız Sardunya
Yazar: Elif Şafak

Resimleyen: Zafer Okur
Yayın: Doğan Egmont
Sayfa sayısı: 151
Fiyat: 14
*Hafsa Nur Öğrenir, Istanbul Tıp Fakültesi Öğrencisi.


8 Eylül 2017 Cuma

SAVAŞI BİTİREN SİNEK

Bu kitap sizlerin, bütün insanların, Assambad’daki savaşı ve dünyadaki karasinekleri kolaylıkla okuyup öğrenebilmemiz için. Bu öykü, sizin daima hepimizin ortak adı olarak kullandığınız, ama bizim dünyamızda sadece ona ait olan ismin, Sinek’in anısına yazılmıştır.  Saygılarımızla; Kolkex, Hermann Şeker, Fito, Rel.



Savaş çocuk kitaplarında çok az duyduğumuz kelimelerden biridir. Günümüzde ise çocuk kitaplarında artık sıkça duyacağımız kelimelerden biri olmaya adaydır. Savaş ve çocuk kitabı. Savaş, çocuk kitabında yer almalı mıdır ya da çocuğa savaş konulu bir kitap okutmak-okumak sağlıklı mıdır? Bu sorulara en iyi cevabı yine bir çocuk kitabı veriyor. “Yanımda konuşmazlardı eskiden. Annem, Yaşadığımız dünya bu, saklanacak şey kalmadı,” dedi.
Çocuğu sarsmadan, onda travmatik durumlara sebep olmadan yaşadığımız dünyayı televizyonlardan ya da oradan buradan duymak yerine çocuğun kitaplardan okuması en doğru anlatım biçimlerinden biridir. Savaşı Bitiren Sinek de bize bunu çok iyi bir şekilde göstermiştir. Savaşın sadece insanlara zarar vermediğini insanlar dışında bütün canlıları da yok ettiğini bu kitabın anlatıcıları sinekler, hani şu kayda değer bir şey yapmayan, etrafta vızıldayıp duran sinekler,  sayesinde bir kez daha hatırlıyoruz.  İnsanların kendilerini öldüreceği düşüncesiyle göç etmeye karar veren fakat gittikleri yerde de yine insanların yol açtığı savaşın ortasında kalan sineklerin cesaret ve dayanışması, insanlar dışında diğer canlılarında kendi yaşam alanlarının olduğunu vurgulamasıyla kitap kendine hayran bırakıyor.
Aslında sineklerin de birer adı vardı, tıpkı insanlar gibi. Bazı karasineklerin Muska, Figaro, Kukuroo, gibi geleneksel adları vardı. Bazılarının adlarıysa daha az rastlanan türden, modern adlardı, Bingo, Baileys, Sigh gibi. Sinekler genellikle doğum yerlerine göre adlandırılırdı. Örneğin Hermann’ın annesine, Üst Mutfak Dolabının Kakaosu adı verilmişti, Kolkex’in büyük büyükbabası ise melodik vızıltısıyla Karabiber Değirmeni Gıcırtısı’ydı. Sinek adları böyledir, öyle o kadar basit ve önemsiz değillerdir.
Süte düşen iki kurbağa hikâyesini az çok hepimiz biliriz. Nasılsa öleceğim demeden son ana kadar direnen ve sonunda başaran kurbağa gibi sineklerde bir sineğin elinden ne gelir demeden aslında çok şey gelebileceğini gösteriyor. Kaymağa çevirmemizi bekleyen nice sütleri bize hatırlattığın için sen çok yaşa Savaşı Bitiren Sinek. J






Yazar: Bryndis Björgvinsdottir
Çevirmen: Mahir Ünsal Eriş
Yayınevi : Can Çocuk Yayınları
Fİyat: 11,00 TL

?Sevda Bahar Savur, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Yüksek Lisans


 (1) Güzin Öztürk, Kuş Olsam Evime Uçsam